KREDİ DERECELENDİRME
“Açılacak kredilerin, zamanında ve tam olarak geri ödenmemesi ihtimali hususunda, uluslararası sermaye piyasalarındaki ölçütlere uygun ve objektif bir ölçü sağlamak amacıyla, borçlunun ihraç ettiği menkul kıymetlere yatırım yapılması halinde, yatırımcının bundan dolayı yüklendiği riskin belirlenmesi”
Global düzeyde faaliyet gösteren Uluslararası Kredi Dereceleme Kuruluşlarının verdiği notlara göre ülkeler ve şirketler borç alabilmekte ya da verebilmektedir. S&P, Moody’s ve Fitch bu kuruluşların en önemlileridir.
Finansal piyasaların gelişmesi sonucunda, piyasada işlem yapan fon fazlası ve fon açığı olan kuruluşların zamanla “güven” sorunu önem kazanmaya başlamıştır. Bu anlamda derecelendirme kuruluşları, taraflar arasındaki risk düzeyine bağlı olarak vermiş oldukları notlarla, yatırımcıların daha rasyonel karar almalarını sağlamışlardır.

Ülke ekonomilerinin büyüme sürecini finanse edebilmek için yurt içi tasarrufların yetersiz kalması durumunda, yabancı yatırımlara duydukları ihtiyacı, “doğrudan yabancı sermaye” veya “finansal sermaye” olarak ülkeye getirmeye çalışırlar. Özellikle finansal sermayenin menkul kıymet piyasalarında yatırım yapabilmesi, belli bir güven duygusuna ihtiyaç yaratmaktadır. Bu nedenle de ülke ekonomilerinin borçlarını geri ödeyebilme kabiliyetlerine ilişkin, yatırımcıların bilgi ve fikir edinebileceği “küresel düzeyde göstergelere” ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda, ülke ekonomileri için “kredi derecelendirme” kavramı giderek önem kazanmaktadır.
Uluslararası Kredi
Dereceleme Kuruluşları
Günümüzde global düzeyde faaliyet gösteren birçok KDK bulunmaktadır. Bunlardan en önemli üç derecelendirme kuruluşu S&P, Moody’s ve Fitch’dir. Üç büyükler olarak da bilinen S&P, Moody’s ve Fitch kredi derecelendirme sektörünün yüzde 95’ini kapsamaktadır.
Bu kuruluşların verdiği notlara göre ülkeler ve şirketler borç alabilmekte ya da verebilmektedir. Bu kuruluşların verdiği notlar, bir yandan kredilerin riskini ölçerek, ülke ve firmalar için borçlanmada kolaylık sağlarken; diğer yandan da, yatırımcılara bilgi temin etmektedir.
MOODY’S
Moody’s derecelendirme kuruluşu, uluslararası finans piyasalarındaki en büyük derecelendirme kuruluşlarından biri olarak kabul edilmektedir. 1900 yılında demiryolu yatırımlarının analizini yapan John Moody tarafından kurulmuştur. Genel merkez ABD’nin New York şehrindedir.
Fitch Ratings
Fitch Derecelendirme Kuruluşu, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu tarafından, ulusal olarak tanınan istatistiksel derecelendirme kuruluşları arasında yer alır. Fitch Ratings şirketi 24 Aralık 1914 yılında John Knowles Fitch tarafından New York’ta kurulmuştur. Fitch Ratings’in 2 merkezi bulunur.
Bunlar ABD’nin New York kentinde ve İngiltere’nin başkenti Londra’da yer alır.
STANDARD & POOR’S (S&P),
Standard&Poor’s (S&P), merkezi ABD’nin New York eyaletinde bulunan uluslararası kredi değerlendirme kuruluşudur. 1860 yılında Henry Varnum Poor tarafından kuruldu. 1970’li yıllardaki ekonomik bunalımın getirdiği borç krizleri 1982 yılındaki Meksika’nın yaşadığı ekonomik sarsıntı, para sisteminin uluslararası işleyişinde öngörü gerektiren bir uyarı sisteminin doğmasına yol açtı. Bu uyarı sistemi S&P gibi kuruluşların varlığına anlam katmıştır. S&P, şirketler gibi, ülkeleri de değerlendirmeye tabi tutar. Ülkelere borç vermek isteyen yatırımcılar ülkelerin kredi değerliliğine göre önerilen faizleri değerlendirmeye alır. Bu kredi değerlendirmeleri S&P’nin verdiği / vereceği derecelendirme puanlarıyla belirlenmektedir. Kredi değerliliği yüksek olan ülkelerin borçlanmalarının maliyeti göreli olarak daha düşük olmaktadır. Şirket, sadece ekonomik durum değil, seçim sistemi ve zamanları, dış politika gelişmeleri, demokrasinin işleyişi, siyasal partiler, iktidar, muhalefet ilişkileri, liderin durumu, siyasal gündemdeki riskler, koalisyonların yapısı, Merkez Bankası’nın bağımsızlık derecesi ve benzerleri gibi siyasi durumları da göz önüne almaktadır.
Türkiye’nin Derecelendirme Durumu

Moody’s;
Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, Türkiye’nin kredi notunun “B2″den “B3″e düşürüldüğü, kredi notu görünümünün “negatif”ten “durağan”a çevrildiğini görüyoruz.
Türkiye’nin dış pozisyonunun artan enerji fiyatlarının bir sonucu olarak beklenenden daha fazla baskı altında olduğu, küresel ortamın daha zorlu hale geldiği, ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 4,5 ve gelecek yıl yüzde 2 büyümesinin beklendiği belirtilmişti.
Fitch Ratings;
Fitch, Türkiye’nin uzun vadeli yabancı para ihracı temerrüt notunun “B” ve not görünümünün “negatif” olarak teyit edildiği bildirmişti.
Türkiye ekonomisinin 2022’de yüzde 5,6, 2023’te yüzde 2,9 büyümesinin beklendiği, ortalama yıllık enflasyon tahmininin ise 2022 yılı için yüzde 72,5, 2023 için yüzde 59 olduğu ifade edildi.
Fitch, eylül ayında yaptığı tahminde, Türkiye’nin 2022’de yüzde 5,2, 2023’te ise yüzde 3 büyüyeceğini öngörmüştü. Turizm gelirlerinin beklentilerin üzerinde olması ve devam eden ihracat artışının ithalattaki enerji kaynaklı yükselişi sınırlamaya yardımcı olduğu belirtilerek, cari açığın 2022’de Gayrisafi Yurtiçi Hasılanın (GSYH) yüzde 6,1’ine ve 2023’te yüzde 4,3’üne denk gelmesinin beklendiği kaydedildi.
Standard & Poors (S&P)
Standard & Poors (S&P) Türkiye’nin kredi notunu B+’dan B’ye düşürmüştü. Kurum; Türkiye’deki yetkililerin “2023 seçimleri öncesinde büyümeyi mali ve parasal istikrara tercih ettiğini belirtti. Küresel olarak mali koşullar sıkılaşırken faizlerin indirilmesinin TL’ye olan güvenin azalmasına yol açtığı” belirtilmişti. Türkiye’nin kredi notunun “yatırım yapılamaz” olarak niteleyen kurum böylece Türkiye’yi Moğolistan ve Mısır’la aynı seviyeye çekti. S&P bu kararına gerekçe olarak çok gevşek olan para politikasını gösterdi.
Türkiye’nin Tutumu
İşin özü, iç tasarruflarının yetersizliği, ithalât bağımlısı üretim/ tüketim yapısı, israf ve “yerinde olduğu” tartışmalı kamu harcamaları nedeniyle “yurt dışına borçlanma kaldıracı” çok yükselmiş bir ekonomi olgusunun; çağdaş normlara uymayan hukuk sistemi ve demokrasiden uzaklaşan yeni bir devlet sistemi kurma faaliyetleri ile daha da ağırlaştırılması, ülkenin KDK’larınca izlenmesi ve derecelenmesinin önemini her zamankinden çok arttırmıştır.
Çözüm, her şeyden önce sorunla yüzleşmeyi gerektirmektedir. Uygulamaya baktığımızda ise, değil yüzleşmek, tersine; “algı bükülmesi”, gerçeği yansıtmayan rakamlar, geçici-dağınık önlemler, perdeleme ve halı altına süpürme yöntemlerinin tercih edildiği görülmektedir.
Kaynak:https://www.21yyte.org

