DÜNYA SU GÜNÜ VE TÜRKİYE’DE SU KRİZİ
22 Mart 1993 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen karara göre 22 Mart Dünya Su günü olarak ilan edilmiştir. Burada asıl amaç dünya ülkelerinde gittikçe büyüyen temiz su sorununa dikkat çekmektir.
Türkiye’de son aylardaki yağışların azlığı ve barajlarda su doluluk oranların düşmesi, kuraklık riskini yeniden ülke gündemine taşıdı. Yağışların önümüzdeki aylarda da mevsim normallerinin dışında seyretmesi ihtimali kaygı yaratıyor. Uzmanlar, önümüzdeki bir kaç aydaki yağışların çok önemli olacağını söylüyor.

YAĞIŞ AZ VE DÜZENSİZ
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün üç aylık kuraklık haritasına göre Eylül, Ekim ve Kasım 2022’de Türkiye’nin farklı yerlerinde kuraklık yaşandı.
Marmara Bölgesi’nin bütününde; Ege Bölgesi’nin bazı kıyı ilçeleri hariç kalan kesimlerinde; Akdeniz Bölgesi’nin küçük bir bölümünde, İç Anadolu Bölgesi’nin ortası ile batısında; Karadeniz Bölgesi’nin batı, orta ve doğudaki bazı parçalarında; Doğu Anadolu Bölgesi’nin ortası ile kuzey kesimlerinde; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ise bazı bölümlerinde farklı şiddetlerde kuraklık etkili oldu.
Bu sayılan yerlerden Marmara, Trakya ve İç Anadolu bölgelerinin bazı yerlerindeki kuraklık olağanüstü kuraklık, çok şiddetli kuraklık ve şiddetli kuraklık düzeyinde yaşandı.
Yeni bir kuraklık haritası bulunmamakla birlikte son dönemdeki yağış ve sıcaklıklar kuraklığın artıyor olabileceği kaygısına neden oluyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) sitesinde yağışlarla ilgili veriler, son dönemde yağışlardaki düşüşü gösteriyor.
MGM’ye göre su yılı 1 Ekim’de başlıyor. Bu nedenle 2023 su yılı, 1 Ekim 2022 ve 3 Ocak 2023 arasını kapsıyor.
Yeni su yılıyla ilgili son bilgiler, 1991-2020 arasındaki ortalamanın altında gözüküyor.
Sitede şu bilgiler yer alıyor:
“Ekim 2022-30 Kasım 2022 dönemini kapsayan 2023 su yılı yağışları normalinin altında, geçen yıl yağışları civarında gerçekleşti. Türkiye geneli su yılı yağışı 77.0 mm, normali 107.7 mm (1991-2020) ve geçen yıl aynı dönem su yılı yağışı 76.2 mm’dir. Yağışlarda normaline göre yüzde 29 azalma mevcuttur. İki aylık kümülatif yağışlarda Güneydoğu Anadolu Bölgesi hariç tüm bölgelerimiz normallerinin altında yağış almış, en fazla azalma yüzde 58 ile Marmara Bölgesi’nde gerçekleşmiştir. Marmara Bölgesi’nin iki aylık su yılı yağışları son 52 yılın en düşük seviyesine inmiştir.
“2023 su yılı yağışları Trakya’nın batısı, İstanbul, Çanakkale, Bursa, Yalova, İzmir’in batı ve kuzey kesimleri ile Isparta, Kırıkkale, Kırşehir, Osmaniye ve Hatay çevrelerinde normallerine göre yüzde 60’tan fazla azalma, Adıyaman civarlarında ise yüzde 40’tan fazla artış göstermiştir.”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, 5 Ocak’ta Twitter’dan yaptığı paylaşımda “Bu tablo umut vermiyor” dedi.
6 Ocak’ta Diyanet İşleri Bakanlığı’nın hazırladığı Cuma hutbesi kapsamında, camilerde kar ve yağmur yağışı için dua edildi.
Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi ise 9 Ocak’taki açıklamasında küresel ısınma ile yaşanan sorunlar arasında bağlantı olduğunu belirtti:
“İklim değişikliği diyoruz küresel ısınma diyoruz. Bunun bir türlü somutlaştıramadık. Ama şu son yıllarda yaşadığımız kuraklık, kuraklıkla beraber elbette çölleşme ama çok daha önemlisi yağışların düzensizliği var. Yağıyor evet ama birden yağıyor. Son örnek, Antalya Kumluca. 90 günde yağması gereken yağış bir günde yağdı. Yani bir yıllık yağışın yüzde 25’i bir günde yağdı.”
TARIMLA İLGİLİ KAYGILAR VAR
Yağış rejimiyle ilgili sorunlar tarımla ilgili de kaygı yaratıyor.
Son haftalarda, İç Anadolu başta olmak üzere farklı bölgelerden basına konuşan Ziraat Odası temsilcileri ve çiftçiler, yağış azlığı nedeniyle verim kaybı kaygısı yaşadıklarını söylüyor.
Özellikle İç Anadolu bölgesinden çiftçiler, ektikleri özellikle ürünlerin yağış azlığı nedeniyle çimlenme sıkıntısı yaşadığını belirtiyor.
Sürülmesi gereken tarım alanlarının kuru olmasından dolayı sürülememesi de sorunlar arasında sıralanıyor.
BBC Türkçe’ ye konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Meteoroloji Mühendisliği Bölümü ve Afet Yönetim Merkezi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, kuraklık sorununun Türkiye için yeni bir durum olmadığını, Anadolu’nun tarihinde birçok medeniyetin yıkılmasında kuraklığın etkisinin bulunduğunu, meselenin sadece küresel iklim değişikliğiyle ilgili olmadığını ancak küresel ısınmanın kuraklığı daha da artırdığını belirtiyor.
Kuraklığın; meteorolojik, hidrolojik, tarımsal ve sosyo-ekonomik kuraklık olarak dört türü olduğunu söyleyen Kadıoğlu, mevcut durumda meteorolojik kuraklığın olduğunu ancak bunun devamı halinde diğer kuraklık türlerinin de gündeme gelebileceğini söylüyor.
Kuraklıkla ilgili gelişmeler açısından önümüzdeki dönemde yağışlar önemli olduğunu belirtiyor. Yağışın miktarından ziyade rejiminin önemli olduğunu vurguluyor:
“En çok yağışı kışın alırız. En çok yağışı aldığımız mevsim kurak geçerse bizim için sıkıntılı bir durumdur. Önemli olan, toplam yağış miktarından çok, yağışın rejimidir. Ekim dikimden önce mi yağdı, yağması gereken mevsimde mi yağdı? Nasıl yağdı? Romantik bir yağış olarak mı yoksa çok şiddetli sağanak şeklinde mi yağdı?
“Yağmur mu kar mı yağdı? Kar yağması için hem hava soğuk olacak hem de yağış olması lazım. Kar, yağmur gibi değil, yağmur gider, toprakta fazla birikmez. Ama kar yağdığı zaman toprağın üstünü bir battaniye gibi örter ve yavaş yavaş toprağın yeraltı suyunu besler. Aynı zamanda toprağın içindeki bitki köklerini vesaireyi de dondan, ayazdan korur. Rahmet olan aslında kardır.”
Kaynak: BBC NEWS TÜRKÇE

