Dergi Yazıları

SUUDİ ARABİSTAN’IN ÜTOPİK ŞEHRİ: THE LİNE

The Line – Çizgi New Wonders For The World – “Dünya için yeni harikalar” şeklinde lanse edilen bu proje Suudi Arabistan’da yapılıyor. 170 bin metre uzunluğundaki bu kent sadece 200 metre genişlikte ve 500 metre yükseklikte olacak.

Genç bir kızın hikâyesi ile başlayalım istedim. Hikâye sadece onun değil tüm gençlerin ortak hikayesi aslında. İçinde bulundukları zaman ve mekânın içine hapsolmuş gibi hissetmek. Betondan gri bir hapishaneye dönüşen büyük kentlerin apartman blokları arasında kapana kısılmak. Büyük kentler elbette büyük olasılıklar, büyük fırsatlar demek ama aynı zamanda beraberinde getirdiği büyük dertler demek. İşte tam o sırada genç kızın yüzüne bir umut ışığı yansıyor. Acaba alternatif bir yaşam şekli olabilir mi? Her yerde rastlayabileceğimiz bu modern kentin sokaklarında o umut ışığının peşine düşüyor. Tıka basa arabalarla dolu caddelerden geçip o ışığın kaynağını arıyor. Çok geçmeden alternatif bir dünyaya açılan bir portal gibi ışıldayarak dönen beş köşeli yıldız sembolüne ulaşıyor. Hiç düşünmeden kendini bu aydınlık deliğin içine bırakıveriyor.

Portalın diğer tarafında yemyeşil alanların arasında, berrak suların üzerinde süzülmeye başlıyor. Burası başka bir gezegen mi, yoksa yeni bir alışveriş merkezi mi? Kız mutluluktan mı, havalara uçuyor? Avatar filminin devamı söylenenden daha mı erken gösterime girdi? İşte biz bu tür kafa karışıklıkları içerisinde bulunurken genç kız sefertası gibi dizilmiş yapıların üstünden geçip bir çatıya konuyor. Bu hikaye yeni bir mega hatta giga projenin tanıtımında anlatılıyor.

The Line – Çizgi New Wonders For The World – “Dünya için yeni harikalar” şeklinde lanse edilen bu proje Suudi Arabistan’da yapılıyor.

The Line 2016’dan itibaren şekillenmeye başladı. 2030 Suudi Arabistan vizyonunun parçası olarak oranın veliaht Prensi Muhammed Bin Selman tarafından 2021 Ocak ayında lansmanı yapıldı. Hatta öyle iddialı bir şekilde yapıldı ki, dünyanın geleceği için bu yeni kurulacak kentin bir tür ‘kurtarıcı model’ olacağı iddia edildi.

Suudi Arabistan’ın kuzeybatısındaki Tabuk bölgesinde Kızıldeniz’den başlayan ve ülkenin içine doğru 170 kilometre boyunca uzanan dümdüz çizgi şeklinde bir kent inşa etmeye başlayacaklarını belirttiler. Bunun nedenini anlamak çok zor değil. Çok büyük ölçüde sadece petrole dayalı bir ekonomiyi turizm başta olmak üzere farklı gelir kaynaklarıyla çeşitlendirmek fikri de pek yeni sayılmaz. Aslında böyle başlamayan bu proje, neredeyse distopik diyebileceğimiz bir kent hayaline dönüşmüş durumda. Bu monolitik kent hakkında verilen bilgileri şöyle özetleyebiliriz;

Şehrin içinde araba ya da yol olmayacak. Harika. Yüksek hızlı bir tren kentin başından sonuna tamamını 20 dakikada kat edecek.

Kentte yaşayanlar en fazla 5 dakika yürüyerek tüm gündelik işlerini yapabilecek. Bundan daha güzel ne olabilir. Buraya kadar her şey mükemmel geliyor kulağa. Fakat sonra kentin şekli ile ilgili fiziksel özellikler de veriliyor. 170 bin metre uzunluğundaki bu kent sadece 200 metre genişlikte ve 500 metre yükseklikte olacak.

Evet Empire State binası ya da Eyfel Kulesi’nden daha yüksek olacak. Türkiye’den bir örnek veremiyorum çünkü o kadar yüksek bir bina henüz yapılmadı. Reklam filminde çatıya konan bir genç kızdan söz etmiştim işte orası 500 metre yükseklikte olacak. Yerden 500 metre yüksekliğe ulaşan aynadan duvar dümdüz bir çizgi şeklinde 170 kilometre boyunca uzanacak. Bu ince çizginin içinde yaşadığınızı hayal edin. Kızıldeniz’den başlayıp düz bir çizgi şeklinde ilerleyerek deniz kenarından dağları delip geçecek bu çizgi, vadilerden ilerleyecek. İyi de neden? Kendi açıkladıkları gerekçe şöyle: “İnsanlık tarihi boyunca hiç de fonksiyonel olmayan ve kirlenmiş kentlerde yaşadı. Üstelik doğayı yok sayarak bunu yaptı. Oysa biz bunda bir devrim yapacağız. “Geleneksel bir kentin konsolide edildiğini hayal edin. Karınca çiftlikleri vardır. İncecik iki camın arasına kum koyarlar sonra da karıncaların orada ne yaptığını seyrederler. Burada o incecik çizgilerin arasına 9 milyon kişi yerleştirdikten sonra bir de öylece kendi hallerine de bırakmıyorlar. Üç boyutlu olarak organize edeceğiz sizi diyorlar. Tüm ihtiyaçlarınızı yürüyerek 5 dakika içinde giderebileceksiniz. Hani hapishanelerdeki gibi tuvalet orada, mutfak burada. Bunun dışında da başka ihtiyaçlarınız olursa onları da çözüm üretecek yapay zekâ desteği ile 7/24 sizi izleyip otomatik hizmetler sunulacak. The Line yapımına başlanmış bir inşaat projesi ve ulaşımı kolaylaştırmak için hava alanı da inşa edilmiş.

Şu anda New York gibi bazı büyük kentlerde cetvelle çizilen sokaklar ve onların etrafında da büyük binalar var. Fakat hemen sonrasında kent büyüdükçe gelişim de organik olarak devam ediyor. İçinde bulunduğu coğrafyaya araziye uygun bir şekil almaya başlıyor. Ve evet tüm büyük kentlerde çok büyük problemler var. Çözümü bu mudur? Eğer çözümü buysa neden projenin güzel noktasında kraliyet ailesine ait saraylar tamamen geleneksel mimari ile ve yayıla yayıla yapılmış?

Neden çizgi şeklinde bir kent tasarımı ve neden bunda ısrar? Benim ilk aklıma gelen cevap uzun bir yolun etrafında şekillenen bir kent yapılmak istenmesiydi. Sonuçta o bölgede arazi geniş ve büyük oranda da düz. Tıpkı Dubai ve Las Vegas kentlerinde yapıldığı gibi önce bir ana cadde tasarlarsın sonra onun etrafında bir yaşam gelişir. Sanki o çizilen çizgi Dubai ya da Las Vegas’ta olduğu gibi etrafa doğru organik olarak genişleyemesin diye özellikle duvarlar örülmüş etrafına. Burada yaşayabilirsin ama çizgiden taşmayacaksın. Uzmanları böyle bir projenin tüm kaynaklara ve paraya rağmen en az 50 yılda falan yapılabileceğini hesapladı. Fakat projeyi ilan eden veliaht Prens Muhammed Bin Selman 2030’a kadar bitirilmesi konusunda ısrarcı.

Projenin isminde NEO’nun geçirilmiş olduğunu kendi resmi web sitelerinden okudum. Bu durumda bu proje isminin iki anlamı şöyle oluşuyor: “Yeni gelecek” ve “Yeni Muhammed”. Yeniliklere, yeni düşünce biçimlerine gerçekten de ihtiyacımız var. Gelecekte nüfusun daha da büyük bir çoğunluğu dev kentlerde yaşayacak. Bu mega polislerin mega problemleri daha da büyüyecek. Çözüm uzaydan bile görülebilen eksantrik yapılar inşa etmek uğruna iki ayna arasına milyonları sıkıştırmak mıdır? Evet doğru Piramitler Dünya’nın 7 harikasından biri olarak tarihe geçti. Onlara her baktığımızda firavunları hatırlıyoruz. O zamanlar bu kadar büyük binaları, yapıları nasıl yaptılar? Hayret ve şaşkınlıkla düşünüyoruz fakat unutmayın; bu Piramitler geleceğin kurtarıcı modelleri falan olmadı. Artık Piramitleri inşa etmiyoruz. Doğayla daha barışık ve organik olarak gelişecek yapılar, sadece insanlara değil, tüm canlılara saygılı yaşam biçimleri kurgulamalıyız.

Barış Özcan

Bilgisayar, Hukuk, Kamu Yönetimi ve Sosyoloji Mezunu, Felsefe Grubu Öğretmeni. Gazetecilik ile haberciliğe başlayan ve Radyo Haberciliğine geçen, Orjin Dergi Genel Yayın Koordinatörü Orjin Yapı Mimarlik ve Müşavirlik CEO'su

Seyhan SİNCAR

Bilgisayar, Hukuk, Kamu Yönetimi ve Sosyoloji Mezunu, Felsefe Grubu Öğretmeni. Gazetecilik ile haberciliğe başlayan ve Radyo Haberciliğine geçen, Orjin Dergi Genel Yayın Koordinatörü Orjin Yapı Mimarlik ve Müşavirlik CEO'su