İDEALİST ÖĞRETMEN
| “Bir noktada yanılıyorsunuz, diye yanıtladı onları, Racinski “Ben, bunca bilgi ve yeteneğimi sizin dediğiniz gibi uçurumdan atacak değilim, bunlarla insan ruhunun derinliklerinde yeni bilgiler ve yetenekler keşfetmeye gidiyorum.” |
…
Aslında hayat; kendi penceremizden baktığımız biranda, okuduğumuz bir kitapla; pencerelerinden birini aralar… Bu değil midir ki zaten okumayı tutku haline getiren?
Çok değerli bir öğretmenim bana; “Ne Kadar Öğretebiliyorsan O Kadar Biliyorsundur.” demişti. Kitapta ise şöyle belirtir; gözden çıkardıklarım, aldığım riskler kadar öğretmenim ve şöyle devam eder…


Titrek bir sesle Raçinski, “Beyler, diye seslendi itiraz edenlere. “Hepimiz on yıl veya daha fazla süre eğitim aldık. Bütün yazarların kitaplarını okuduk. Hayranlık uyandırıcı sanatçıların tablolarını heykellerini gördük. Harika müzik eserleri dinledik, ünlülerle aynı ortamlarda bulunduk. Üzerimize en pahalı, en temiz yakıt yağının döküldüğünü düşünün. Ya biz? Canlı fener değil, ölü direkler gibiyiz. Her nasılsa, yine insanlara saldırıyor ve onları aşağılıyoruz. Diplomalarımızla gurur duyuyoruz, kendimizi kültürlü insanlar sanıyoruz. Ve milyonlarca insan, tıpkı milyonlarca dönüm verimli toprağın el değmeden ıssız bırakılması gibi, kendi haline bırakılıyor. İnsanlara düşünmeyi öğretmiyorlar. Hayatın anlamını çözebilmek için yol göstermiyorlar. İnsanların ruhunda gizlenmiş olan yetenekleri uyandıramıyorlar. Milyonlarcasının beyni işlenmemiş çorak topraklar gibi hiç ürün vermiyor. Bir insan, gerçek manasıyla canlı bir mum gibi değil midir? Eğer bu mum yanmazsa, etrafını aydınlatmazsa, insan hayatının kıymeti nedir?
Biz eğitim görme şansına sahiptik. Eğitim sayesinde belli haklar edindik, büyük makamlara geldik, memur olduk. Ama ondan sonra ne yaptık? Ne yapacağız? Görmezden geldik. Görmezden geliyoruz. Eğitim ve öğretim gören insanların her biri, örneğin doktor, hâkim, mühendis, subay, avukat, öğretmen, hepsi ve daha niceleri halkı için ışık saçan bir fener olmalıydı. Her bir fener de ister dar bir sokağa, ister meydanlığa bir gün ister kasabanın dışına konulmuş olsun, bulunduğu yeri mutlaka aydınlatmalıydı. Fakat böyle olmadı.Ve ben, doğduğum köyde bir aydınlık feneri olmak istiyorum.
Hollandalılar uzun vadeli planlar yaparak bahçelerinde, cennet çiçeği diye tabir edilebilecek yeni bir çiçek türü yetiştirmeyi başardılar. İsveçliler, sağmal inekler; İngilizler, harika sığır, koyun ve at cinsleri ürettiler. İnsanlar ülkelerini çiçekler, inekler, atlar yetiştirerek güzelleştirdiler; tarlalarını, ormanlarını ve topraklarını geliştirdiler. Halklarını zenginleştirdiler. Köylülerin ve işçilerin hayatını iyileştirdiler.
Ya biz? Bizde işler nasıl? Beyler, en azından kendinize karşı dürüst olun. Herkes elini vicdanına koysun, hayatına ve yaptıklarına bir baksın. Hayatta neyi iyileştirdiniz ya da iyileştiriyorsunuz? Çevrenizde, kötü koşullar altında koskoca bir halk yaşamıyor mu? Kim bu insanlar? Halkımız. Sizce burada kimin suçu var ?”
Karşılama;
Uzun yıllardır yaşadıkları esaret ve aşağılanma, halkın ruhunu bozmuştu. Herkes kandırılmamak için başkalarını kandırmaya çalışıyordu. Arazi sahibi ve Moskova’da büyük bir bilim adamının köye öğretmen olarak geldiğini öğrendiklerinde, düşüncelere gark oldular. Bu ne anlama geliyordu? Köylüler için nasıl bir tuzak hazırlanmıştı?
Tatevo ve komşu köylerdeki insanlar da Raçinski’yi pek iyi karşılamadılar. Köylüler yüzlerce yıldır başka bir şey bilmiyorlardı ki; her zaman küçümsenmiş, aldatılmış ve emekleri sömürülmüştü. Her gelen yeni kişiye kuşkuyla bakıyorlardı. Ruhlarında kıskançlık ve hasetlik vardı, dışarıdan bakıldığında ise saftılar. Raçinski, köylüleri toplantıya çağırdığında ve çocuklarına ilgi ve eğitim vermek istediğini söylediğinde, hepsi tek bir ağızdan konuştu.
Biz, efendim, size ödeme yapamayız.
Ama ben sizden hiçbir şey istemiyorum ki. Ben sadece hizmet etmek istiyorum.
“Galiba çardan ödül koparmaya çalışıyor.” diye fısıldaşıyordu aralarında köylüler. Belediye başkanı ise, beyefendinin eğlenme amacı güttüğünü düşünüyordu. Şehirden sıkıldıkça köye avcılığa geliyorlardı. Bu bilim adamı da, kendine okul eğlencesi arıyordu. Öyle olsun bakalım!
Başkaları ise, akıl sağlığının yerinde olmadığını, çok fazla okuduğu için üşüttüğünü iddia ediyordu.
Böylece, kendine ve davasına olan inancıyla köyüne geldi.
Raçinski’nin yaktığı mum etrafındaki mumlara ateş oldu ve onları yaktı. Rusya artık daha aydınlıktı.
Kitabın özetinde şöyle geçer;
Moskova Üniversitesi’nde başarılı bir matematik profesörü bir olan Raçinski, herkesin gıptayla baktığı kariyerini bir kenara bırakıp istifa eder. Hem de yalnızca köyüne gidip sıradan bir öğretmen olabilmek için. Başta kimsenin anlam veremediği bu durum, Raçinski’nin hayatında aldığı en önemli karardır. Çünkü halkın içindeki keşfedilmemiş cevheri bulacak ve onları parlatıp hak ettikleri gibi aydınlığa kavuşturacaktır.
Profesör Raçinski’nin bir bilinmeze doğru attığı adımlar, bu yoldaki umutları ve fedakârlıkları sizi öylesine sarsacak ki hayatta neyin önemli olduğunu ve sonunda gurur duyacağınız bir yaşam sürmeniz için ne yapmanız gerektiğini bir kez daha sorgulayacaksınız.
Rusya’nın o dönemdeki içler acısı durumunu, halkın tembelliği, sefaleti ve cehaletiyle nerelere sürüklendiğini ve eğer doğru yönlendirilirse neler başarabileceğini de okuyacaksınız.
“Askerlerin kahramanlık ve cesaretini herkes beğenir ve takdir eder. Kutsal sayılan şeyler için hayatını tehlikeye atan insanlara da kahraman denir. Fakat kahramanlık tamamen bundan ibaret değildir. İnsan hayatında bir de ahlâkî kahramanlık vardır. Utanmayı bilmek de insan için bir kahramanlıktır.”
Eğitim, vicdani temel üzerine kurulmuş bir hayal gücü inşası ve gönül işidir.

