YENGİ VE ZAFERİN SİMGESİ… “DAPHNE”
| Her tarihsel kentin her güzel yerleşim biriminin olduğu gibi Harbiye adının da kaynağında bir kadının parmağı vardır. |

Defne (Daphne) adında güzeller güzeli bir su perisi vardı. Babası Irmak Tanrı, anası ise Orman Tanrısıydı. Yağmurlarda ıslanır, ırmaklarda yıkanır, nerede bir su görse dalardı.
Çağıl çağıl akan sularda yıkandıktan sonra, kıyıda bir ağacın altına oturur, uzun saçlarını tarar, türküler söylerdi. Şarıl şarıl akan sular öğretmişti ona türkü söylemeyi. Yalnız başına kaldığında söylediği türküler akan sulara benzerdi gönül okşayıcı, dinlendirici.
Orman tanrısı olan annesi ona ormanın kuytu köşelerinde saklanıp, geyikler gibi kaçmayı öğretmişti. Ve bir gün yine ırmak kenarında dolaşırken, Zeus’un oğlu ışık tanrısı Apollon, genç ve güzel Daphne’yi görür. Güzel saçları, alev saçan gözleri Apollon’un içinde arzular uyandırır. Apollon onunla konuşmak ve ona sahip olmak ister. Fakat Defne yüz vermez Apollon’a, ve ondan bir rüzgar gibi uzaklaşır. Çünkü Daphne yaşamı boyunca bakire kalmak istemektedir. Apollon peşini bırakmaz. Hem Daphne’nin peşinden koşarken aynı zamanda yalvarır. Daphne uçuyormuşçasına koşarken güzelliği daha bir belirmekte, Apollon’da ki yakalama isteği daha bir artmaktadır. Ne var ki; Daphne gücünün azaldığını, bu hızlı koşmaktan yorulmaya başladığını hissetmeye başlamıştır. Apollon Daphne’yi tam yakalayacağı anda. Daphne birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır: “Ey Toprak Ana! Beni Ört, Beni Kurtar!..” Daphne, yakarışları biter bitmez, tüm organlarının ağırlaştığını ve odunlaşmaya başladığını hisseder. Güzel kokulu saçları, yapraklara çekilir, o uzun ve güzel kolları ise dallar halinde uzamaya başlar, küçük narin ayakları da kök olup toprağın derinliklerine dalarken, göğsü kabuk bağlar, başı ise yüce bir ağacın tepesi olur ve Daphne artık oracıkta her yanından yapraklar açan güzel kokulu bir Defne Ağacına dönüşmüştür. Apollon böylesi bir güzelliğin ağaca dönüştüğünü görünce üzüntüyle iç geçirir ve şöyle seslenir; “Ey kızların en güzeli. Yitirdim artık seni. Ama bundan sonra sen benim ağacımsın. Savaşlarda yenenler, zaferlerini senin yapraklarından yapılmış taçlar takınarak kutlayacaklar, her yerde zafer ve yenginin simgesi olacaksın.”
Defne’nin solmayan ve dökülmeyen yaprakları değerli kahramanların, ozanların ve büyük işler başaranların alınlarını süslemektedir. Harbiye’de dolaşırken, Defne yapraklarına doğru eğilip kokladığımızda Dünyalar Güzeli Daphne’nin saçlarının güzel kokusunu tüm benliğimizde hissediyor ve Daphne’nin doğan güneşin önünden kaçan güler yüzlü genç şafak olduğunu, her sabah parlak güneşin onu yakalamak için koştuğunu fakat pembe yapraklı utanç şafağı yakalanmak istemeden kaçışını hisseder, Güneş onu ışıklarıyla kucaklamak üzere iken, birden bire güneşin önünden kayboluşunu görür gibi oluruz.
Bu söylencenin dilden dile anlatıldığı, Herkül’e ve Ben Hur’a ev sahipliği yapmış mozaiklerde mitologyanın anlam bulduğu egzotik nice öykünün kulağımıza fısıldandığı Harbiye’ye, “Al hürri biya” namusuna düşkün kızın yaşadığı yer adı verilmiştir. Bu sözcük zamanla “Harbiye” biçimini almıştır.
Harbiye adının kaynağına ilişkin ilk bilgilere günümüzden 2300 yıl öncesine Selevkoslar döneminde rastlanmaktadır. Temiz havası, çağıl çağıl akan suları, yemyeşil doğası nedeniyle buraya “Hayat yeri”, “Yaşanacak yer” anlamına gelen Harbiye adı verildiği söylenirken, bir başka söylenceye göre ise, Harbiye, “Savaş yeri”, “Savaşılan yer” anlamına gelir. Zira İskender’in kumandanlarından General Kassiyüs on bin askerini Harbiye bahçelerinde saklayıp sonra yerden fışkırır gibi Antigon’un askerlerine saldırarak onları yok eder. Bu savaştan dolayı buraya Harbiye adı verilir.

