Dergi Yazıları

Edebiyat ve Mimari

Biraz gerilere doğru gidelim
M.Ö 3500 yılların Mezopotamya’sına – M.Ö 3200 yıllarda da mısırda farklı sembollere rastlanılmasıyla daha gerilere de gidebiliriz. Tarihte iletişim kanallarından biri olan yazıyı icat etmeleriyle dünya tarihine altın harflerle yazılmış (ki bu harfler de onlara ait)  bir uygarlık… Sümerler. Çivi şekline benzediğinden dolayı daha sonraları çivi yazısı olarak da adlandırılan sembollerin bulunmasıyla birlikte insanlık tarihi farklı bir yol aldı. Çoğu uygarlık daha sonrasında kendi alfabelerini yaratarak özgün bir yazı şeklini oluşturdular. Buna bir bakımdan kültürel zenginlikte denilebilir. Diğer taraftan da zengin bir sanatsal birikim…

Tabi tarih yazının icadından önce, her ne kadar yazı kadar belirgin ve somut olmasa da bir iletişim kanalına daha sahipti. Bu kanal şüphesiz ki insanlığın varoluşundan bu yana devam eden mimari ve yapıydı. Çivi yazısının aktarıldığı kil tabletler o gün her ne kadar bir kâğıt görevi üstlense de gerek yeni bir buluşun gerekse de sanatsal bir imgeye dönüşecek sembollerin mimari zemini oldu. Mağaralara çizilen günlük ve inançsal resimleri de bunu destekler örneklerdir. Ve ardı sıra büyüyen sanat anlayışı ve kültürle birlikte yazının aktarıldığı her biri birer yapı olarak da adlandırılan; balballar, anıtlar ve duvarlar… Victor Hugo’nun yıllar önce sarf ettiği şu sözü ise tam da bu konunun üzerine belirtilecek sözlerdi. “Mimarlık insan ırkının büyük fikirlerini kayıt altına almıştır. Sadece her dini sembol değil, her insan düşüncesi o büyük kitap içinde sayfa edilmiştir.”

Bunların yanı sıra yine yazının icadından sonra gelişen yazılı edebiyatta ise farklı atmosferlerle imgelenip aktarılan mimari yapı ve mekân kavramı her iki sanat dalının ise kavşak noktası olarak gelişme göstermiştir. Günümüz tarihinin geçmiş tarihlerdeki mimari yapılardan haberdar olmasını sağlayan en büyük kaynaklardan biri de yazıya aktarılan edebi eserlerdeki yapı betimlemeleri ve dönemlerin Vakanüvistleri tarafından kayda alınan doğa olayları ve şehirleşme yapıları hakkındaki bilgilerdir. Tüm bunların toplamına baktığımızda o tarihten yüzyıllar sonra akademi bu iki anlayışın buluşmasını disiplinler arası anlayış olarak tanımlayacak. Bir tanım mı?  Evet, bir tanım. Eksik mi? Evet, kocaman bir eksik… Çünkü sadece birebir aktarımlarıyla değil birbirlerini geliştirip büyütmeleriyle de zamana işlenmiş iki anlayış. Bu eksikliğin en büyük nedeni olarak da iki alanın kavşak noktaları hakkında araştırmalar ve sentezlerin eksikliği olarak görüyorum. (tabi son dönemde çıkan mimari ve edebiyat tartışmaları hariç)

Milyonlarca üyesi olan bir dinin kutsal sayılan Kabe Taşına yazılan şiirlerden bugün taşlara oyulan dekoratif çizimlere kadar gelen süreç birbirini takip eden ve geliştiren süreçlerdir kuşkusuz. Keza kutsal kitapların yeryüzüne indirilmesiyle birlikte gelişen dini tapınaklara da sirayet eden edebi anlayış ise tarihte edebiyatın ve sanatın buluştuğu nadir ve derin kavşaklardan biri halini alır. Tüm bunların beraberinde insanın yaşamsal şartlara göre belirlediği mimari yaşam anlayışı ise yine edebi bir bakışla yoğrulmuştur. Buna verilebilecek en güzel örnek ise Ahlat’ta bulunan Çifte Kümbetlerin Güney cephesi üzerinde hayat ağacı olduğu sanılan çizime eşlik eden şu satırlardır: “Dünya bir saattir (andır) onu tatla geçir.” Ve yine çok kısa bir süre önce gözlerimiz önünde koca bir tarih ve insanlık mezarlığı halini alan Hasankeyf mağaraları ve sanatsal çizimleri de örnek verilebilir.

Mimari edebiyatta sadece bir fon olmanın dışında çoğu eserde ana karakter olarak da görülür. Buna; Ahmet Ümit’in Beyoğlu, Orhan Pamuk’un Kars’ı, Murathan Mungan’ın Mardin’i örnek verilebilir. Dünya edebiyatından da örnek vermek gerekirse şüphesiz: J.G. Ballard’ın ‘Gökdelen’i ve Boris Vian’ın ‘Günlerin Köpüğünde’ örnekleri olur.

Binyıllardır dünyada hüküm süren insan soyu tüm canlılarla birlikte devam ettirdiği yaşamsal faaliyetinde ne sanattan ne de mimariden uzaklaştı. Tam tersine içinde büyüdü ve büyüttü. Her ne kadar çağ ile birlikte değişip çoğu zaman hem doğaya hem de sanata hasar verse de insan bu iki sanatsal bağlamdan tam anlamıyla kopamadı. Ermeniler, Kürtler, Sümerler, Mısırlılar, Asurlar Türkler ve daha yüzlerce mimari motif edebiyatla birlikte insan yaşamına güzellik kattı. Umarım bu birlikteliğe doğanın dostluğu da eklenir ve devam eder…

Fırat BAYTAK

Bilgisayar, Hukuk, Kamu Yönetimi ve Sosyoloji Mezunu, Felsefe Grubu Öğretmeni. Gazetecilik ile haberciliğe başlayan ve Radyo Haberciliğine geçen, Orjin Dergi Genel Yayın Koordinatörü Orjin Yapı Mimarlik ve Müşavirlik CEO'su

Seyhan SİNCAR

Bilgisayar, Hukuk, Kamu Yönetimi ve Sosyoloji Mezunu, Felsefe Grubu Öğretmeni. Gazetecilik ile haberciliğe başlayan ve Radyo Haberciliğine geçen, Orjin Dergi Genel Yayın Koordinatörü Orjin Yapı Mimarlik ve Müşavirlik CEO'su