SULAR ALTINDA MEDENİYET
Batman, Beşiri’ye bağlı bir köy iken, 2 Mart 1936’de 25 köyün bağlandığı bir nahiye (bucak) haline geldi. Raman Dağında petrolün çıkarılmaya başlanmasıyla büyük bir ekonomik değişim geçirmeye başlayan İluh’un gelişimine tren yolunun şehir merkezinden geçmesi de önemli katkı sağladı. Şehir çok büyük göç aldı. Hızla gelişen İluh’ta 1955 yılında belediye teşkilatı kuruldu.1957 yılında Siirt iline bağlı olarak, İluh merkez olmak üzere 22 köyün bağlı olduğu “Batman ilçesi” kuruldu. İlçe adını merkezine 5 km uzaklıktaki Batman çayından aldı. Nüfusu hızla artan şehir; sanayi, petrol ve inşaat sektörünün de gelişmesiyle bölgede güçlü konuma sahiptir. Nüfusun çoğunluğunu çevre il ve ilçelerden göçmüş insanlar oluşturmaktadır. Nüfusu Tüik tarafından 626 bin 319 olarak açıklanmıştır. BATMAN iline bağlı 6 İlçe 136 mahalle ve 288 köy bulunmaktadır.
Batman ve sular altında kalan tarihi ilçesi Hasankeyf
Hasankeyf’in Mezopotamya tarihi ve medeniyeti açısından önemli bir yeri vardır. Hısnkeyfa olan bu şehrin adı “Kayahisarı” şeklinde tercüme edilir. Bu adın “korunmaya müsait” yer anlamına geldiği de belirtilmektedir. Kalenin yekpare taştan olmasından dolayı çeşitli dillerdeki Hasankeyf ifadesi “Taş Kalesi” manasına gelmektedir. Hasankeyf’in ne zaman kurulduğu, şimdiye kadar karanlıkta kalmış, eldeki bilgi ve verilerin yeterli olmaması nedeniyle de kuruluşu hakkındaki görüşler bir ihtimal olmaktan öteye gitmemiştir. Şehrin jeopolitik yapısı, önemi ve mesken olarak kullanılan çok sayıdaki mağara, Hasankeyf’in çok eski bir yerleşim merkezi olduğunu gösterir.
Araştırmalar incelendiğinde Hasankeyf tarihinin antik döneme kadar uzandığı görülebilmektedir. Bu çerçevede yerleşim biriminin 10–12 bin yıllık bir tarihe ev sahipliği yaptığı belirtilmektedir. “Şehrin ismiyle ilgili farklı rivayetler bulunmakla birlikte bunlardan en kuvvetlisi Roma ve Bizans kaynaklarında geçtiği şekildir. Buna göre Süryanice (Kifo ) kaya kelimesinden türetilmiş Kifos ve Cepha/Ciphas isimleriyle zikredilen şehir, Arapça kaynaklarda Hısnukeyfâ/Keybâ şeklinde kaydedilmiş, daha sonra bu ad Osmanlı belgelerinde Hısn-ı Keyf, halk arasında da Hasankeyf şekline dönüşmüştür. Bizans İmparatoru II. Costantinus Amid’i aldıktan sonra, İranlıların sınır bölgelerine yaptıkları saldırılardan dolayı imparatorluğun uç boyunda; Birisi Bet ‘Arabaye sınırındaki silsilenin zirvesinde, diğeri de Dicle Nehri kenarında İmparatorun “Hesnâ de Kepha” diye adlandırdığı kaleleri yaptırmıştır.” Hasankeyf; Diyarbakır ve Cizre şehirleri arasında önemli bir kara ve su yolu güzergâhında olup, ticaret yollarının buradan geçmesi Hasankeyf’i kültürlerin buluşma noktası haline getirmiştir. İlçe Merkezi; İran ve İç Asya kültürleri, Doğu Akdeniz, Mezopotamya, Roma ve Bizans kültürlerini barındırmıştır. Romalılar, İran sınırını denetim altında tutabilmek için Hasankeyf’e kale inşa etmiştir. Miladi üçüncü asırda İranlılar Mezopotamya’yı ele geçirince, Roma İmparatoru Diyokletion harekete geçerek, bütün Mezopotamya ve Dicle nehrinin doğusundaki yerleri almıştır. M.S. 633 yılında Hasankeyf’in Bizanslıların denetiminde olduğu ve 451 yılında Bizanslıların yaptırdıkları kale ve korunma amaçlı yapıtları ile şehrin denetimine sahip oldukları görülmektedir. Hicri 17. yılda Hasankeyf İslam Orduları tarafından ele geçirilmiştir. Antik kent, sırası ile Emeviler ve Abbasiler döneminden sonra, Hamdaniler (906-990) ve Mervaniler (990-1096) denetiminde kalmış, daha sonra Artukoğullarının eline geçmiştir. Artuklular, Hasankeyf’e en parlak dönemini yaşatmışlardır. Hasankeyf Batman ilinin dünyaca tanınan ilçesidir. 12 bin yıllık tarihi ile bize yerleşim ve konaklama konusunda önemli bilgiler sunmaktadır.

Mağaradan Villaya
Zamanında bir çok aileye meskenlik eden mağaraları ise takdire şayan en önemli özelliklerinden biriydi. Günümüzdeki teknik gelişme ile “boy ölçüşen”, “Soğuk-Sıcak” klima özelliklerini aratmayan ve aynı zamanda şimdiki aspiratör vazifesi görecek şekilde dizayn edilen mağaralarda kullanılan teknik Hasankeyf’in mimarisinin ne kadar gelişmiş olduğunu göstermekle kalmıyor, insanın doğayı tahrip etmeden doğayla bütünleşerek de rahat yaşam şartlarına kavuşabileceğini gösteriyordu.
Eski yerleşim yerinin büyük bir bölümü Dicle nehri üzerinde yapılan Ilısu Barajı suları altında kalmasına rağmen kurtarılan alanlar ile tarihi eserler bile bize Hasankeyf tarihi hakkında önemli bilgiler aktarmaya yetmektedir. Tarihi araştırmalar ve bilimsel veriler Hasankeyf’in; Sümerler, Asurlular, Babilliler, Persler, Bizanslılar, Romalılar, Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubileri, Akkoyunlular ve Osmanlı egemenliğine girmiş olan bir medeniyetler şehri olduğunu ortaya çıkarmıştır. Böylesi köklü bir tarihe sahip olan bir yerleşim yerinin konut ve barınma konusunda bilgiler vermemesi elbette mümkün değildir. Hasankeyf yerleşkesinin kayalık bölümünden binlerce mağara bulunmaktadır. İlk dönemlerde buraya yerleşen insanlar bir yandan yaşamlarını sürdürmek için tarım ve hayvancılık alanında gelişmeler kaydederken diğer yandan kendilerini korumak amacıyla kayaları oyarak buralarda yaptıkları mağaralarda barınmışlardır. Tek ve çift katlı mağara örnekleri bu konudaki çalışmaları da ortaya koymaktadır.

Ancak daha sonraları başka uygarlıklara başkentlik de yapmış olan yerleşim yerinin tek özelliği elbette sadece kayaları oyulmuş mağaraları değil. Dicle nehri kenarında bulunan bazı mağaralarda bulunan çizimler aynı zamanda bu yörenin tarihsel yapısını da ortaya koymaktadır. Mağaraların gelişen yaşam şartları karşısında yetersiz kalması veya medeniyetin gelişmesi ile birlikte konaklama için yeni yapıların ortaya çıktığını gözlemlemekteyiz. Kalelerin inşa edilmesi ile hem daha korunaklı alanlar oluşturulmuş hem de şehirleşmenin ilk adımları atılmıştır. Bu izleri de Hasankeyf kalesinin tarihe meydan okuyan kalesinde görmek mümkündür. Kale içinde yapılan yapılarla birlikte eski mağaralarında korunduğuna şahitlik yapmak mümkün. Kentin her metresi tarihsel sürecin izlerini barındırmaktadır. Her gelen medeniyet yaptığı eserlerle bize bir iz bırakmayı unutmamış elbette. Ancak büyük yıkımlar birçok eserin toprak altında kaybolmasına neden olmuştur. Kentin Moğol saldırısına uğrayan yerleşkelerden biri olduğunu hatırlatmak bu konuda ifade edilmek istenen niyeti açıklamaya yetecektir. Buna rağmen kent tarih kokmaya devam etmiştir. Avcılık ve toplayıcılıkla yaşamını sürdüren ilk topluluklardan kalan mağaraların yanı sıra, tarım ile uğraşmaya başlandığı dönemlerin izlerini de burada görmek mümkün. İlk buğday tanesi, ilk atın evcilleştirilmesi ilklerin yabancısı olmayan bu toprakları simgeleştirmiştir. Daha sonra gelen medeniyetlerin bu tarihsel süreçlere katkıları elbette unutulamaz. Tarih kokan kentin eski yerleşim yerinin sular altında kalacak olması nedeniyle günümüze ulaşan tarihi eserlerin büyük bir bölümü yeni yerleşim alanına taşınmıştır. Eski yerleşim yerinde bulunan evlerin yerini ise yeni alandaki villalar almış bulunmaktadır. Hasankeyf bu yapısı ile 12 bin yıllık insanlık tarihine tanıklık eden bir alan olarak yerini korumaktadır. Bir yandan ilk insan topluluklarının yaptıkları ve barındıkları mağaralar, bir yandan orta çağ ve sonrası dönemlerden kalan el yapımı kale ve yapıların son örnekleri öte yandan ise günümüz konaklama örneği olan villalar… Tarih ve modern tarzın birlikte yaşadığı bu alanda gayrimenkul piyasasının gelişim sürecini de görebilmek mümkün olabilir.

