ŞEHİR PLANLAMA
Sadece Plansız Üretilen Konutlarla Yıkıma Uğramış Kentler Ayağa Kaldırılamaz!

Sadece zemini sağlam ve kamuya ait olduğu için tarihsel bağlamından kopuk biçimde birbirine benzeyen yeni konutlar inşa ederek elde edilen “yapılı çevre” kent olarak tarif edilemez.
6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri ile birlikte ülke tarihinin belki de en büyük can ve mal kayıplarını yaşadık. Çok sayıda kentimizde büyük yıkımlara neden olan depremler sonrası yine, aynen 17 Ağustos 1999 depremi sonrası olduğu gibi, kentlerin yeniden inşası, planlanması ve yapılaşma yöntemi tartışma konusu oldu.
İktidar, genel seçimlerin de yakın olması sebebiyle hızla konut üretimini, bütün itirazlara rağmen, tercih etti. TMMOB ve başta Şehir Plancıları Odası olmak üzere ilgili tüm meslek kuruluşları acele ve plansız şekilde konut üretiminin, önceki deneyimlerle de yanlışlığını belirtirken, yıkıma uğramış kentlerimizin yakın çevresindeki mera, otlak gibi kamuya ait arazilerde temeller atıldı.
Oysaki Kentler, yüzyıllarca süren sosyal, kültürel, siyasal etkileşimlerin ve toplumsal inşa süreçlerinin ürünleri olarak ortaya çıkarlar. Kent kültürü, kent kimliği, kentlilik bilinci, kente karşı hissedilen aidiyet, kentsel bellek gibi kavramlar kenti kent yapan temel kavramlarken, diğer taraftan toplumsal kimliğin oluşmasının da temel unsurlarıdır. Ayrıca, kentler yalnızca barınma değil aynı zamanda sosyalleşme, çalışma, kendini yeniden üretme alanlarıdır. Bu çerçevede kentlerin insanların istihdam, ulaşım, konaklama, rekreasyon, sağlık, eğitim gibi farklı ihtiyaçlarına da cevap verebilmesi gerekir.
Sadece zemini sağlam ve kamuya ait olduğu için tarihsel bağlamından kopuk biçimde birbirine benzeyen yeni konutlar inşa ederek elde edilen “yapılı çevre” kent olarak tarif edilemez. Tüm bu süreç sonunda konut üretimi tamamlansa dahi, kentlerin beton mikserleriyle inşa edileceğini düşünen anlayış, kentlerin başta ekonomisi olmak üzere, yaşam kurgusu açısından başarısız olmaya mahkumdur.
Olması gereken; kısa ve orta vadede nitelikli geçici barınma alanları kurgulanarak depremzede yurttaşların temel ihtiyaçlarının giderilmesi; yüzyıllar boyunca yaşayacağımız kentlerin aceleye getirilmeden, kimliksizleştirilmeden, akılla, bilimle, planla ve kamusal anlayışla yeniden ayağa kaldırılmasıdır.
Yıkım yaşayan yerleşimlerde yıkıma sebebiyet veren tüm sorunlar analiz edilmeli, deprem sonrası ortaya çıkan demografik değişimin boyutu ortaya çıkarılmalıdır. Yaşadığımız yıkım kent ölçeğinde olduğu için, yeniden inşa da kent ölçeğinde düşünülerek gerekli bilimsel etütler ve depremden zarar gören kamu yapıları, hastaneler, okullar, sosyo-kültürel tesisler ve fiziki altyapıya ilişkin analiz çalışmaları yapılmalıdır. Sağlıklı fiziksel inşa süreçleri ancak tüm bu analizler yapıldıktan ve veriler güncellendikten sonra sakınım önlemlerini içeren bütüncül planların katılımcı bir şekilde hazırlanması, onaylanması ve kamuoyuyla paylaşılması sonrası mümkündür.
Diğer taraftan, bölgesel bir planlama anlayışı olmaksızın bu bölgeyi yeniden ayağa kaldırmak mümkün değildir. Göç etmiş yurttaşlarımızın memleketlerine geri dönüşü; deprem bölgesinin tamamının dengeli ve ekolojik değerlere duyarlı bir şekilde kalkınmasını önceleyerek; tarım, sanayi, hizmet sektörleriyle yeniden canlandırılmış bir yaşamı tekrar kurgulamak gereklidir.
Bölgenin sürdürülebilir şekilde kalkınmasını önceleyen kamusal bir bütçe ile istihdam yaratan, gelir adaletini esas alan ve farklı sektörlere dair büyük ölçekli, yaygın devlet yatırımlarını içeren topyekûn bir bölgesel kalkınma seferberliğiyle yıkıma uğramış kentlerimiz desteklenmelidir.
Orhan SARIALTUN
TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi

