DEPREM VE KONUT
Ülkemizde 1999 tarihinde 20 bine yakın vatandaşımızı kaybettiğimiz Gölcük ve Düzce depremlerinin bir milat olduğu ve gerekli önlemleri alma konusunda her kesimin olumlu tavrı, bu tarihten sonra yapılan yasal düzenlemeler ile alınan tedbirler sayesinde ülkemizin önemli bir ilerleme sağladığını düşündüğümüz bir süreçte meydana gelen 06 Şubat Depremleri ile yapılan düzenlemelerin kağıt üstünde kaldığını depremin hala kanayan bir yara olarak yakıcılığını hissettirdiğini üzülerek belirtmek zorundayız. Yapı denetimin arttırılması, tehlikeli binaların veya yapıların yıkılarak yerlerine yenilerinin yapılması gerekli olanların güçlendirilmesi ve yeni yapılanların sıkı bir denetimden geçirilmesi gerçekleşmeden oluşacak her deprem can ve mal kaybının artmasına sebep olacaktır.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde ve ilimizde de konutların doğal ve fiziki afetlere karşı korunması için yapım ve bakım aşamalarında dikkatli çalışmalar yürütmek bir zorunluluktur. Çünkü yaşamımızın önemli bir bölümünü geçirdiğimiz konutların sağlamlığı aynı zamanda bizim can ve mal güvenliğimizin de temellerinden birini oluşturmaktadır.
Bu nedenle yerleşim yerlerinin tespiti yapılırken yer konusunda yapılan seçimler de önem arz etmektedir. Arazinin yapısı, zeminin durumu, deprem bölgesinde olup olmadığı, sel ve diğer afetlere karşı konumu ilk akla gelen konuların başında gelmektedir.
Günümüzde bu konulardaki en büyük sorunlardan biri kontrolsüz büyümenin getirdiği risktir. Artan konut talebi karşısında insanlar artık buldukları her alanı değerlendirmek adına yapılaşmaya gitmektedirler. Hızlı göç ve diğer nedenlerden dolayı gerçekleşen kontrolsüz büyüme beraberinde büyük riskler de taşımaktadır.
Konutlar açısından en büyük risklerden biri şüphesiz zamanı belirlenemeyen depremdir. Ne zaman ve nasıl geleceği kesin olarak bilinmeyen bu tehlike karşısında gerekli önlemleri almak bizlere düşmektedir. Son zamanlardaki bilgi birikimi yerleşim yerlerinin tespitinin ne kadar önem arz ettiğini göstermektedir. Deprem kuşağında bulunan yerleşim yerlerini riski daha da büyüktür.
İmara açılan alanların deprem bölgelerinin dışında seçilmesi ve sağlam bir zeminin seçilmesi ilk akla gelen önlemlerin başında gelir. Tedbirlere yer seçiminden başlandığında risk oranı da azalmaktadır. Depremi oluşturan fay hatlarının üzerine yaşam alanları inşa etmemek önemli bir avantaj sağlar. Ancak bazen bu olanağa sahip olmamak da mümkün. Deprem kuşağı üzerinde olan insanların bu avantajı olmayınca yaptıkları yapılarda gerekli önlemleri alarak soruna çare bulmaları gerekmektedir. Japonya bu konuda örnek gösterilebilecek bir ülke konumundadır. Doğal afetlere karşı korunma önlemleri alırken insan ve inşaat hatalarını azaltmak da soruna olumlu bir yaklaşım tarzı olacaktır.
Yer seçimi ve inşaat yapımı dahil her türlü önleme rağmen konutların zarar görmeyeceği garantisini vermek elbette mümkün değil. Önemli olan gerekli ve mümkün olan önlemleri almaktır.
Risk yönetimi endeksine göre ülkemiz 191 ülke arasında 45’inci sırada bulunmaktadır. Aldığımız 5,0 puanla yüksek riskli ülkeler arasında bulunuyoruz. Bu her açıdan dikkat etmemizi gerektiren bir sonuçtur. Yeni yapılan binaların depreme karşı sağlam olması sağlanırken öte yandan deprem tehlikesi altında bulunan riskli yapı stokunun hızla eritilerek yerine depreme dayanıklı binalar inşa etmek can ve mal güvenliğimizi arttıracaktır.
Yapım aşamasından sonra yapılması gereken bir işimiz daha var elbet. Konutlarımızı tehlikelere karşı korumamıza rağmen kaybedersek veya zarar oluşursa gerekli önlemi almak. Büyüklerimiz sağlam kafa sağlam vücutta bulunur demişler. Bunu konumuzla ilişkilendirirsek sağlam konut sağlam zeminde bulunur diyebiliriz. Buna rağmen konutlarımızı sigortalamak da modern çağın bir zorunluluğu haline gelmiş olmalı. Ülkemizde zorunlu deprem sigortası (DASK) maddi zararların karşılanması amacıyla oluşturulan bir tedbirdir. Konutlarımızı sigortalayarak olabilecek zararlara karşı kendimizi güvenceye alabiliriz.
FAY HATTINDA OLMAYAN İLLER VE DEPREM
Deprem kuşağı üzerinde bulunmayan illerde yaşamak önemli bir avantaj olmasına rağmen 06 şubat depremi bir kez daha bize gösterdiki depremler çevresinede önemli zararlar verebilmektedir. Her ne kadar ilgili kurumlar bu konuda yasal mevzuat açısından güçlü bir tablo çizselerde bizim yurttaşlar olarak uygulamaları takip edip gerektiğinde müdahale etmemiz gerekmektedir. Zemin seçiminden yapıda kullanılan malzemeye kadar gerekli hassasiyeti gösterirsek ve gerekli denetimler yasal mevzuat çerçevesinde gerçekleştirilirse konutlarımızda daha güvenli oturma şansına sahip vatandaşlar olabiliriz. Bilinçli bir toplum ve depreme dayanıklı yapılar inşa etme umuduyla…

