Dergi Yazıları

LİNEER EKONOMİDEN DÖNGÜSEL EKONOMİYE

Dünyada 1990’lı yıllar itibariyle popüler hale gelen al-kullan-dönüştür-tekrar kullan diye ifade edebileceğimiz döngüsel ekonomi modeli doğdu.

Doğada çöp diye bir kavram yoktur. Doğa kendi kendini besleme, yenileme potansiyeline sahip bir ekosisteme sahip. Sonbaharda yapraklar dökülür, toprağa karışır, toprağı besler ve ilkbaharda tekrar ağaçlar çiçek açar. Oysa doğanın bu muhteşem işleyişi insanoğluna örnek teşkil etmedi. Öyle olsa bugün doğrusal ekonomiye çözüm olması adına döngüsel ekonomi olarak ifade edeceğimiz kavram doğmazdı öyle değil mi?
Döngüsel ekonomi; yeşil ekonomi, mavi ekonomi, kızıl ekonomi, biyolojik veya doğal ekonomi olarak da ifade edilebilecek bir ekonomi modeli. Dünyanın Sanayi Devrimi ile yaşadığı dönüşüm ve 2.Dünya Savaşı sonrası gelişmiş ülkelerin gelişime devam etme amacı ayrıca gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülke olabilme yarışı kaynakları sınırsız gören doğrusal ekonomiyi doğurmuştur. 1960-1970’li yılların sonuna gelindiğinde ise doğal kaynak rezervlerindeki azalma ile beraber ekosistemdeki bozulmalar döngüsel ekonomiyi doğurmuştur. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise döngüsel ekonomi popüler hale gelmiştir.
Döngüsel ekonominin amacı atık kavramını tamamen ortadan kaldırmak, tüketim alışkanlıklarımızı temelden değiştirmek. Toplumda kaynak kullanımı ile ilgili bilinç oluşturmak, sağlıklı kendi kendine yeten bir ekosistemin varlığını devam ettirmesini sağlamak.


TÜİK 2022 verilerine göre, nüfusumuzun %67,9’unu yoğun kent olarak sınıflandırılan yerlerde
ikamet edenler oluşturuyor.
Kent-kır sınıflaması 2012 yılında çıkarılan 6360 sayılı Yasa gibi yasal düzenlemeler sonucu idari bölünüş yapısında meydana gelen değişikliklerden önemli derecede etkilenmiştir. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı tarafından 2019-2023 yılları için hazırlanan 11. Kalkınma Planı ile hem ulusal hem de uluslararası ihtiyaçları göz önünde bulunduracak şekilde kent-kır tanımlarının revize edilmesi sorumluluğu TÜİK’e verilmiştir.
İçişleri Bakanlığının sorumluluğunda olan Mekânsal Adres Kayıt Sistemi’nin (MAKS) kullanılmaya başlanması ile birlikte; TÜİK tarafından istatistik üretilmesi
amacıyla fiili kent-kır yapısını daha doğru yansıtan bir sınıflama yapılmıştır. Yeni kent-kır tanımı mahalle-köy düzeyinde üç sınıftan oluşmaktadır.
“Yoğun kent, orta yoğun kent ve kır” ayrımında oluşturulan bu yeni sınıflama ile uluslararası standartlara uygun, sürdürülebilir bir yapının geliştirilmesi ve bu düzeyde istatistikler üretilmesi amaçlanmaktadır.(1)
Nüfusun büyük çoğunluğunun kentlerde yaşaması sebebiyle döngüsel ekonomi bilincinin ilk etapta kentlerde oluşturulmaya başlanması daha doğru bir yol olacaktır.

KENTLERİN DÖNGÜSEL
EKONOMİ İÇİN ÖNEMİ

Doğrusal ekonominin ekolojiye etkisi en yalın hali ile kent yaşamında gözlenmektedir. 18. Yüzyılda Sanayi devrimi ile birlikte tarımla, toprakla uğraşan ve köylü olarak çalışan sınıf, tarım alanlarının fabrikalaşması ile birlikte işçi sınıfı diye tabir edeceğimiz bir sınıf oluşturmuştur. Aslında tarım alanları fabrikaya tarımla uğraşan kişiler fabrika işçisine dönüşmüştür.
Yaşanan bu dönüşümün sonucunda kentler oluşmuş ve kentsel dönüşüm başlamıştır. Haliyle kentsel dönüşümler daha derin ve farklı düzlemde işlevsellikler kazanmıştır.
Bu gelişmeler sanayi toplumu olarak ifade edebileceğimiz bir toplum oluşturmuş ve kentler sermayenin merkezileştiği ve yoğunlaştığı alanlar olmuştur. Nüfus yoğunlaşmaya başlamış, üretim ve tüketimin gerçekleştiği mekânlar halini almıştır.
Doğrusal ekonominin somut olarak kurulduğu kentler birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Ekonomik değişim karşısında yaşanan sorunlar toplumsal değişimler doğurmuştur. Kentlerde yaşamını sürdürmek isteyenlerin yaşadığı altyapı sorunları beraberinde çarpık kentleşmeyi ve günümüzde döngüsel ekonominin doğmasına sebep olan doğrusal ekonomiyi gündeme getirmiştir.
Dünya nüfusunun büyük çoğunluğu kentlerde yaşamaktadır. Kentler yüzölçümü olarak Dünya’nın %2’sini oluştururken dünya kaynaklarının %75’ini tüketiyor. Dünyayı saran sera gazlarının %60-80’ni kentlerde oluşmaktadır. 2020’de% 9,1’den% 8,6’ya düşen metrik, lineer uygulama ve süreçlerin devam eden hakimiyeti ile dünyanın daha az döngüsel hale geldiğini açıkça gösteriyor.
Son araştırma sonuçları da çok açık bir şekilde gösteriyor ki döngüsel ekonomiye geçilmesinin anahtarı kentlerdir. Bu nedenle, kentlerin geleceğinin sürdürülebilir kılınması ve dünyanın geleceği için döngüsel ekonomi temelli şekillendirilen kentler ve kentsel yaşam anlayışının benimsenmesi gerektiği kaçınılmazdır.
2021 yılında yapılan bir araştırma yeryüzündeki toprakların yalnızca yüzde 3’ünün ekolojik olarak bozulmadan kaldığını ortaya koydu. Dünyanın artan nüfus ve mevcut ekonomik, siyasal, toplumsal koşullarına bağlı olarak insanlık şu anda gezegenimizin ekosistemlerinin yenilenebileceğinden 1,75 kat daha hızlı kullanmakta (3), yani üretim ve tüketim alışkanlıklarına karşılık neredeyse ikinci bir dünyaya ihtiyaç duyulmaktadır.(4)
Gezegenimizde yaşamın sürdürülebilmesi, döngüsel ekonomiye dönük farkındalık oluşturmakla mümkündür. Mülkiyet kavramına bakış açımız değişmelidir. Sahip olmaktan ziyade ihtiyacımız olduğu kadarını ihtiyaç duyduğumuz süre boyunca kullanmalı, kullanım ihtiyacı olana devretmeli ve bu şekilde bir sistem oluşturmalıyız. Böylece ekosisteme zararlı üretimi minimum düzeye çekmiş oluruz. Tüketim odaklı değil ihtiyacını doğaya en az zararla karşılayan bir toplum temennisi ile…

KAYNAK
(1)https://data.tuik.gov.tr/
(2)https://donguselekonomiplatformu.com/
(3)World Wildlife Fund, 2019
(4)https://dergipark.org.tr/

Bilgisayar, Hukuk, Kamu Yönetimi ve Sosyoloji Mezunu, Felsefe Grubu Öğretmeni. Gazetecilik ile haberciliğe başlayan ve Radyo Haberciliğine geçen, Orjin Dergi Genel Yayın Koordinatörü Orjin Yapı Mimarlik ve Müşavirlik CEO'su

Seyhan SİNCAR

Bilgisayar, Hukuk, Kamu Yönetimi ve Sosyoloji Mezunu, Felsefe Grubu Öğretmeni. Gazetecilik ile haberciliğe başlayan ve Radyo Haberciliğine geçen, Orjin Dergi Genel Yayın Koordinatörü Orjin Yapı Mimarlik ve Müşavirlik CEO'su